bu diziyi tanımlayacak en iyi kelime ne olurdu inanın bilmiyorum. gizemli, aksiyonlu, romantik, karmaşık, efsanevi... eski kdrama izleyicilerinden olduğum ve iki yüze yakın dizi geçmişim olduğu için benim açımdan bir kdramayı değerlendirmek ve beğenmek çok daha zor oluyor. insan aynı kültürden çıkmış dizileri uzun süre izlediğinde zamanla klişelere karşı daha az sabırlı ve hoşgörülü oluyor ne yazık ki. fakat bu dizide bazen o minik klişeleri bile görmezden gelebildim ve inanın uzun zaman sonra ilk kez diziyi bir günde bitirmemek için zor tuttum kendimi. doğru bir karar vererek finali beklemişim ve rahatça istediğimde izleyebilmişim,  iyi ki!

neyse, lafı daha fazla uzatmadan beni bu kadar çok etkileyen dizimizin konusuna kısaca değinmek istiyorum. baek hee sung (lee jong ki) geçmişini saklayan, eşi dedektif cha ji won (moon chae won) ve kızı eun ha ile normal bir hayat yaşamaya çalışan bir adamdır. on sekiz yıl önce vuku bulan seri katil cinayetleriyle bağlantılı olduğu düşünülen bir cinayetten sonra olaylar değişmeye, baek hee sung için kimliğini korumak zorlaşmaya başlayacaktır. sahip olduğu hayatı elinde tutma arzusuyla gerçekleri ortaya çıkarma arzusu çatışırken, bir yandan da duyguları hissedememe hastalığıyla mücadele etmek zorundadır. 

umarım tanıtımı yaparken fazla spoiler vermemişimdir ama bu dizi spoilersız ancak bu kadar anlatılabilirdi. benim en sevdiğim kısma, spoiler yumağına geçmeden evvel henüz izlememiş olanları hiç vakit kaybetmeden bu soğan misali katmanlı diziyi izlemeye davet ediyor, harcayacakları her dakikanın değeceğini temin ediyorum efenim. oyunculukların profesyonelliği olsun, başrollerin aralarındaki mükemmel uyum olsun, yer yer gerim gerim geren, yer yerse duygusallıktan ağlatan, aksiyonu da bol bu dizimizi es geçmeyelim. teşekkürler hahahah



dizinin fragmanı: 





*aşağısı yüksek dozda spoiler içerir*


*uwu*

lee jong gi... sen nasıl bir adamsın? ben hem duygusuz rolü oynayıp hem de o hissedemediğini sandığı sevgiyi bu kadar iyi yansıtan birini daha önce görmedim. cidden öyle iyi bir oyuncu ki, izlerken karakterle vahdeti vücut oluşunu gördüm, sanki gerçekten do hyun su diye biri vardı ve o bu adamdı. yaşadığı şeyler o kadar ağır ve o kadar korkunçtu ki bu yaşına kadar normal olarak gelebilmesi bile mucizeydi. zaten ji won'a seninle tanışana kadar daha iki ölüme yakın tecrübe daha yaşamam gerekti diyordu ya, o sahnede daha çok üzüldüm onun için. babasının yaptıkları nedeniyle insanların hep ön yargıyla yaklaştığı, şeytan çıkarma ayinlerine soktukları, sırf biraz farklı diye suçlamaları, ablası uğruna hayatını kimliksiz yaşaması ve dahası. adam o kadar bahtsız ki ona çarpan kişi bile normal değil. hayatında tanıdığı neredeyse herkes ondan bir şeyler koparma derdindeyken onu koşulsuz seven karısıyla tanışınca da doğal olarak afallıyor tabii. kız kardeşiyle karısı hakkında konuştukları sahnede çok ama çok kırılmıştı kalbim. kızamadım elbette hyun su'ya. "ben bir kere bile onu sevdiğimi hissetmedim" derken aslında sevgi dediği duyguyu tanımlayamadığı için öyle söylemişti. ancak aslında tüm zerresiyle seviyordu karısını. tekrar aşık olduk, neyse.


*yatağımda ağlıyorum ben de*

ah ji won ah... bu dizide do hyun su'dan daha fazla senin için üzüldüm belki de. şu zamana kadar izlediğim dizilerde böyle güzel seven başka bir kadın karakter görmedim sanırım. gerçekleri öğrendiği anda girdiği şokla geri dönülemez birçok hata yapabilecekken o sadece kendi tanıdığı eşine güvenmeyi seçti. hatta ona öyle çok güvendi ki, kendi kariyerini mahvedeceğini bile bile sakladı sırrını. son ana kadar da destek oldu, her ne kadar bir ara içine 'acaba?' sorusunun iliştiğini fark etsek de, bırakmadı. psikologla çocukken çektikleri kayıtları izlerkenki hali, suçsuzluğunu öğrendiğinde ve ablasıyla onun hakkında yaptıkları konuşmayı duyduğundaki halleri aklımdan çıkmıyor hiç. rolünün hakkını fazlasıyla verip, özellikle on birinci bölümde hüngür hüngür ağlattılar beni sağ olsunlar. 


kim moo jin, bence dizideki kilit karakterlerden biriydi. başlangıçta atölyeye geldiğinde ve do hyun su onu bodruma kilitlediğinde dedim ilk öldürülen bu olacak anlaşıldı. ama işler o kadar farklı işledi ki geldikleri noktada denecek söz kalmadı ahah. resmen kanka oldular, işbirliği yaptılar kaç defa. moo jin, gazeteciliğinin hakkını vererek işleri kızıştırdı ve aslında daha gençliğinde yaraladığı hyun su'nun kaderini değiştirmesine yardım ederek suçluluk duygusunu hafifletti. keşke do hae su ile mutlu sonları olsaydı ama hae su'nun ona tam olarak güvenememesi de haksız değil. kızın en çok ihtiyacı olduğu anda ağır ithamlarla terk etmiş kızcağızı. ne yapsın şimdi?



of... dizinin bence en büyük olayı suç ortağı baek hee sung idi. onun olduğu ortaya çıkana kadar aklımda öyle değişik isimler vardı ki ben bile şaşırdım. bence gizem unsurunu çok güzel kullanıp, izleyiciyi ters köşe yapmışlardı. kimin aklına gelirdi değil mi? do hyun su'ya çarpıp bir anda komaya giren bir adam ve o adamın kimliğiyle yaşayan mağdur... senaristi ayakta alkışlıyorum. baek hee sung (kim ji hoon) aşırı iyi oynadı. o psikopatlık rolünün her oyuncu altından kolay kolay kalkamaz. sırıtışı, bakışları, konuşma tarzı. yav sen on beş yıl komada yatmışsın bir anda uyanıp nasıl eski sinsiliğine dönebiliyorsun abov. gözünü kırpmadan insanları öldürmesi, hatta do min seok'a bile kinlenip taşla böcek ezer gibi adamı yerle bir etmesi... ne değişik bir karakterdi. cidden aşırı tırstım. ayrıca onu son dakikaya kadar her şeye rağmen koruyan ailesi de ağzımı açık bıraktı. gerçekten böyle insanların olabileceği ihtimali çok ürkütücü. oğullarının düzeleceğine inançları yoktu ikisinin de ama yine de yaptılar her şeyi. kim ji hoon'u önceden flower boy next door'da izlemişim ama gerçekten hatırlamıyorum. umarım ileride kendisini başka yapımlarda da izleme fırsatı bulurum. işinin ehli insanlara ihtiyacımız var çünkü! harikaydı.


canım eun ha, keşke biraz daha fazla görebilseydik seni dizide. cidden aşırı tatlı bir kız çocuğuydu. babasına olan derin sevgisi ve her kavuşmalarında şöyle ağlamaları... içim burkuldu. çocuk anneannesinde her şeyden habersiz kalırken anasıyla babası bir beladan ötekine koşturuyolardı. canım yavrum, evlat edinicem seni.





*ah hyun soo, üzümlü kekim*

bu sahne çok üzücü değil miydi? :( sen bile bana inanmıyorsan bana kim inanacak derkenki çaresizliğini kalbimde hissettim. cha ji won'un da kendi sebepleri vardı tabii ama yine de bu adam yapayalnız sen de biliyorsun kadın! neyse ki sonradan kurtardılar durumu ama bu sahne yine de dram boyutundan kurtulamadı benim için. on birden sonra en güzel bölüm benim için tartışmasız on beş oldu. hatta belki on biri de sollayabilir ama ben on birde ağladım, o yüzden olmaz akdsd

*gifle alakasız*

dizi final bölümüne kadar 10/10 bir diziyken, kdrama klişelerine yakışan bir şey yaparak hafıza kaybetme şeysini yaptılar ve ben koptum. ya arkadaş böyle güzel senaryon var, oyuncuların da müko, bu zamana kadar da aşırı iyi sahneler bölümler çekmişsin. bu nasıl final? dağa taşa sövmek istiyorum gerçekten sinirlendim. hadi hafızasını kaybetmesini geçtim, ailesine tamamen yabancı biri gibi davranması vs çok saçma geldi bana. tamam adam duyguları hissedemiyor, olan anıları da gitti ama yine de daha en başından ailesiyle olup bunları aşması gerekirdi. dizinin taa en sonunda değil. bence gereksiz bir dramatizasyondu ve dizinin finali için de hoş olmadı. tüm bunlara rağmen tamamen ucu açık, ya da kötü bir finali de olmadığı için çok kızmak da istemiyorum. çünkü hiçbir şey bu diziye olan tavrımı değiştiremez, öyle çok sevdim. 

yazımı bitirmeden önce, diziyi ne kadar sevdiysem ostlarını da o derece sevmediğimi üzülerek belirtmek istiyorum. iki tanesi hariç hiçbir şarkısını merak edip araştırmadım ve normalde de dinlemem yani. neyse olur o kadar. o akılda kalabilecek -ancak hala günlük olarak pek dinlemeyeceğim şarkıları da aşağıda bırakarak- sizlere veda etmek istiyorum. gelecek yazıda görüşmek üzere!








*:(*




puanım:  10/10