selamlar, iki bin yirmi bir yılıyla birlikte ben de ay sonu değerlendirmelerine başlayabilir, bu sayede hem bir ay boyunca neler izledim, neler dinledim ve okudum değerlendirip, belki sizlere de fayda sağlayabilirim diye düşündüm. hayatımda ilk kez bir yılın ilk ayını kendime çok yüklenmeden, absürt hedefler koymadan geçirmeye çalıştım ve bu aldığım en doğru karar olabilir. listeme belirli sayıda kitap ve film isimleri yazıp, belirli şeyleri değiştirmeye çabaladım ve bu hem yükümü hafifletti hem de motivasyonumu artırdı. sürekli evde olduğumuz için gezilecek yerler, müzeler vs. asla bu listede olamadı belki ama çoğumuzun yapabildiği şeylerden oldukça faydalandım. lafı uzatmadan bu ay neler yapmak istedim ve neleri yapabildim, neleri yapamadım kısaca özet geçip sonrasında dizi, film, kitap, şarkı ve youtube kategorisinden devam edeceğim.
hedeflerim nelerdi? başardıklarım, başaramadıklarım
düzenli spor yapmak
her gün yapmasam bile haftada en az üç gün sporumu gerçekten yaptım. yeorina fit kanalının beş dakikalık sporları ağırlıklı olmak üzere on beş dk leslie, bazen de thank you bubu kanalından kısa süreli sporlar yaptım. ayın başında havalar sıcak olduğundan bazı günler de bir saat yürüdüm.
her gün kitap okumak
beş sayfa dahi olsa her gün kitap okumak hedefim vardı. gerçekten finallerimin olduğu birkaç gün dışında bu hedefime de sadık kalabildim.
cilt bakım rutini oluşturmak
sabahları uyandığımda yüzümü baboon markasının kombuça özlü sabunuyla yıkayıp ardından tonik olarak gül suyu sıkıp iki farklı serum uygulayarak nemlendiriyor sonra da güneş kremi sürüyorum. bunu tüm ay boyunca yapmadım ama daha az ürünle yıkayıp nemlendirme ve güneş kremi sürme işlemini tüm ay yaptım. önceden güneş kreminin günlük hayatımızda, evde dahi olsak gerekli olduğunu bilmediğimden sürmezdim ama cildi gerçekten kötü etkilediğini öğrenince sürmeyi alışkanlık haline getirdim. bunun dışında geceleri de temizleme jeliyle yıkayıp nemlendiriyor ve göz altıma krem sürüp yatıyorum.
sağlıklı beslenmek
maalesef bu ay çok büyük gazla başlayıp gazım söndü biraz. 2018 yılından beri beslenmeye bakış açım çok farklılaştı, eskiye oranla yediğime içtiğime daha çok dikkat ediyorum ancak hala yakamı paketli gıdalardan kurtarabilmiş değilim maalesef. her ne kadar çok başarılı olamasam da, elimden geldiğince beslenmeme kefir, balık, yulaf, mevsim meyve ve sebzelerini dahil etmeye çalıştım. umarım şubat ayında ocak'ta olduğumdan daha başarılı olurum.
duolingo ile almanca çalışmak
aslında buna bir süre güzelce devam ettim ama dönem içerisinde zaten almakta olduğum ileri düzey korece dersiyle çakıştı ve ikisine aynı anda odaklanamadım. neyse ki korece dersi bu dönem güzelce bitti ve tatilim de geldi sayılır. almanca benim liseden temelim olan bir dil ve onu tamamen unutmak istemiyorum ve dil öğrenmek benim için bir hobi!
ekran süremi azaltmak
haha. sanırım en başarısız olduğum alan bu oldu. gerçekten ekran sürem asla azalmadı, aksine strese girdikçe daha çok ekrana baktım, uykularım düzensizleşti vs. yeni aldığım kararla birlikte gece saat 10'dan itibaren hiçbir teknolojik aleti kullanmayacağım ve sabah uyandığımda da beni ilk karşılayan şey telefonum olmayacak. umarım bunu başarabilirim çünkü çok kötü baş ağrıları çekiyorum ve internette maruz kaldığım şeyler canımı çok sıkıyor.
internetten hiç alışveriş yapmamak
bunu da çok güzel ilerletiyordum ancak öyle bir an geldi ki nemlendiricim dahil olmak üzere bazı ürünlerim tükendi ve bulunduğum yerde gratis vb. olmadığı için internet üzerinden almak durumunda kaldım. şubat ayında bunu gerçekten azaltmalıyım çünkü birikim yapmak imkansızlaşıyor.
okuduklarım
bu ay sınavlarımın da etkisiyle çok verimli bir okuma süreci geçiremedim ama hiç yoktan iyidir diyorum. üç tane kitap okudum ama bir tanesi cidden kalındı (utancımı gizleme çabam).
liseden arkadaşlar - selçuk aydemir
mahalleden arkadaşlar kitabının devamı olan liseden arkadaşlar, istanbul'un küçükçekmece semtindeki bir arkadaş grubunun üyesi olan selçuk'un gözünden lise yıllarını ve önceki kitaptan kalan kırgınlıklarını ve olgunlaşma sürecini anlatıyor. ilk kitabına kıyasla çok daha eğlendiğimi söyleyemem ama yine de çoğu sayfasında kahkaha attığım bir kitap oldu. selçuk aydemir'in yazım tarzı çok içten ve eğer herhangi bir filmini izlediyseniz kitaplarının da o tarzda olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. sürekli kafamda kardeş payı'na benzer sahneler canlanıyor onu okurken ve benzetmelerine bayılıyorum. zaman geçirmek için okunabilir, keyifli bir kitaptı.
gerçek tıp - aidin salih
ukrayna'da doğmuş özbekli tıp doktoru aidin salih'in modern tıp'ın şifa yöntemlerine karşılık alternatif tıbbı öne sürdüğü bir kitap. kitabın ana teması tokluğun tüm hastalıkların sebebi olduğu, fazla ve karışık yemenin bizleri hastalığa sürükleyeceği. açlığın çoğu hastalığın tedavisi olduğunu savunan aidin salih'in bazı görüşleri bence çok radikal ve günümüzde çoğu insanın şaşıracağı cinsten. doğruluğu ya da yanlışlığını savunacak bilgi birikimim yok ve ben youtube'da rastladığım su orucu videolarından sonra merak edip aldım. söylediği şeyleri kanıtlarla açıklayarak yazmış ve tamamına katılmasam da, hatta çoğunu uygulayabilecek güçte olmasam da yine de çoğu şeye karşı daha bilinçli olmama yardımcı olduğunu söyleyebilirim. kütüphanemde durup merak ettiğim bir şey olduğunda açıp bakabileceğim tarzda bir kitap ve temelini islam'a dayandırdığını söylüyor.
öfke dansı - dr. harriet lerner
kadınların ilişkilerinde öfkelerini nasıl kullanabileceklerine ve bu öfkenin ne işaret ettiğine odaklanan, yazarın psikoterapi seanslarıyla örneklendirdiği çok güzel bir kitaptı öfke dansı. aslında öfkelenmemizin sebeplerinden birinin ve belki de en önemlisinin sebepleri de kadınların toplumda hep alt bir statüye kondurulması ve hep bir şekilde itaat ettirilmesine karşı duyulan bastırılmışlık duygusu olduğunu söylüyor. kişisel gelişim kitabından ziyade kadınlara çok güzel bir rehber olarak görülebilecek bu kitap, içimizde tuttuğumuz öfkenin aslında benliksizleşmemizden kaynaklandığını ve biz benliğimizi kazanmadığımız sürece hep farklı biçimlerde bizi bulacağını, kuşaktan kuşağa aktarılacağını söylüyor.
yaşamımız pes etmekten ve idare etmekten ibaret kaldığında, başka insanların duygu ve tepkilerinin sorumluluğunu yüklendiğimizde, kendi gelişimimizi sürdürmek ve kendi yaşamlarımıza nitelik kazandırmak şeklindeki asıl sorumluluğumuzu feda ettiğimizde, ilişkiyi sürdürmek benlik sahibi olmaktan daha önemliymiş gibi davrandığımızda, öfke kaçınılmaz olacaktır. ama tabii ki bu öfkeyi doğrudan yaşamamız yasaklanmıştır; çünkü "iyi kızlar" asla "öfkeli kadınlar" olamazlar.
izlediklerim
filmler
the ron clark story (2006) - randa haines
bu filmi eğitim derslerimizden birinin izlenecekler listesinde olduğu için izledim. chandler'ın başrolde olduğunu görünce şaşırmadım desem yalan olur :) kendisi epey idealist bir öğretmeni canlandırıyor. amerika'nın sorunlu semtlerinden birinde, derslerle alakaları olmayan bir sınıfı hepsi sınavı geçecek iddiasıyla eğitmeye, daha doğrusu içlerindeki öğrenme isteğini geri getirmeye çalışıyor. eğer bu tarz eğitim filmlerini izlediyseniz konuya az çok aşinasınızdır. freedom writers filmiyle neredeyse aynı, onun ortaokul hali. ben zorunluluktan izledim ama yine de keyifliydi.
7/10
the interpreter (2005) - sydney pollack
ben lisede dil bölümü okurken en büyük hayalim ileride çevirmen olup bm gibi bir yerde simultane çeviri yapmaktı. bir sürü devlet başkanı, temsilcilerinin olduğu bir yerde konferans çevirmenliği yapmak çok havalıydı çünkü. gelin görün ki çeviribilim kazanamadım, şu anda simültane çeviri de yapacak yeteneğim yok. hatta öyle ki iyi ki olmamış diyorum çünkü aşırı stresli bir iş, ben kaldıramazdım. her neyse, bu film de aslında bu hayalimi gerçekleştirmiş bir kadını anlatıyor. fakat bu kadının kimliği güney afrika'nın film için uydurulmuş bir bölgesine ait ve istemeden bir konuşmaya tanık oluyor ve işler bu andan itibaren karışıyor. ben cidden heyecanla izledim, film için uydurulmuş bir yer ve dil olması da ayrı hoşuma gitti. üstelik filmin çekildiği bm binası gerçek bm binasıymış, bu da güzel bir ayrıntıydı bence.
8/10
forgotten (2017) - jang hang-jun
bu filmi uzun zamandır izlemek isteyip sürekli erteliyordum. bu dönem okulda mystery genre'sı üzerine bir film dersi aldım ve 'gizem' unsuru içeren filmlere resmen bakış açım değişti. çok büyük umudum olmadan, netflix filmi olduğunu göze alarak başladım ve kendimi roller coastera binmiş gibi hissettim. en son ağlıyordum film bittiğinde, siz düşünün. hakkında ne dersem spoiler olabileceğinden yalnızca izlemenizi tavsiye edebilirim çünkü ben filme ba-yıl-dım! senaryosu, ters köşeleri, kang ha neul'ın muhteşem oyunculuğu ve filme iyice yedirilmiş gerilim unsuruyla mest etti beni.
10/10
the handmaiden (2016) - park chan-wook
bu film de mystery türünde izlediklerim arasında olmakla birlikte uzun zamandır listemdeydi. muhteşem bir hikaye, sinematografi ve oyunculuk vardı bu filmde. temaları da bir o kadar etkileyici ve özgündü. daha fazla ne kadar şaşıracağım derken ters köşe ola ola filmi bitirdim. fazlasıyla yetişkin sahneleri olmakla birlikte filmin temalarından biri ve en büyüğü de homoseksüel ilişki. sahnelerin açıklığından rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız temkinli izlemenizi tavsiye ederim, fakat sırf öyle diye de listenizden çıkarmayın sakın.
9/10
memories of murder (2003) - bong joon-ho
bahsettiğim film dersimde sunum için seçtiğim filmdi kendisi. oscar ödüllü parazit'in yönetmeni bong joon ho'nun en başarılı filmlerinden. 1986 yılında kore'nin ilk seri cinayetleri olarak bilinen ve 2019 yılına kadar yakalanamayan bir katilin aranma sürecini anlatıyor ama fark ettiğiniz üzere filmin çekildiği 2003 yılında katil hala bulunamamıştı. kore'deki soruşturmanın yetersizliği, halkın tepkisizliği ve cahilliği ve şehirli-kasabalı ayrımı gibi çok dramatik temaları içine alan film, muhteşem çekim açılarına ve oyunculuklara sahip.
9/10
diziler
the queen's gambit (2020) - abd
bir çırpıda izleyip bitirdim diziyi ve gerçekten beğendim. satrançtan gram anlamasam da dizi satrançtan ziyade beth'in iç dünyasına, neden satranca bu kadar bağlı olduğuna odaklandığı için hiç sıkıntı yaşamadım. beth'in travmatik aile öyküsü, yetim kalışı ve yetimhanede ilk bağımlılığıyla ve satrançla tanışması çok etkileyiciydi. beth'i canlandıran anya taylor beth'in hayatı boyunca ilişkilere, satranç dışındaki her şeye karşı o düz tavrını, hissizliğini ve ilgisizliğini öyle güzel yansıtmıştı ki hayran kaldım. başarıya ve yükselişe giden yolda zaman zaman beth'e kızdım, kendini bağımlılıklarına teslim etmesinden çok korktum. fakat dizi kısa olduğu için bu duyguları derin derin yaşamadan, ancak yine de hissederek, izledim ve beğendim. görüntü yönetmeni de sahnelerin ışıklarından tutun genel olarak çekilen yerlere kadar her şeyi o kadar güzel düzenlemiş ki aşık oldum!
9/10
when the camellia blooms (2019) - güney kore
aslında kendisi ocak ayı izlediklerimden değil, aralık'ın sonunda bitirdim ama azcık bahsetmek istiyorum kendisinden. kendisini üç ay boyunca zaman aralıklarıyla izledim ve benim için ilaç gibi oldu. sürekli izlersem sıkılırdım ama aralıklarla izledikçe hep benimle oldu, güç verdi sanki. dongbaek tanıdığım en güçlü karakterlerdendi, onun bekar bir anne olarak o mahallede ayakta kalması, yaşadığı kayıplara rağmen oğlu için korkmuyormuş gibi davranması, kendi kimliğini kazanıp ismi gibi çiçek açması çok hoştu. dizinin ayrıca tek bir tema ya da konuya odaklanmaması da güzeldi. ongsan'ın o dedikoducu ama sıcak havası, yong sik'in dürüst ve samimi sevgisi, annelikle ve kadın olmayla ilgili mesajları, araya güzelce yedirilen gizem ve seri katil unsuru diziyi güzel kılan en büyük etmenlerdendi. umarım izler ve seversiniz.
10/10
true beauty (2020) - güney kore
webtoon'una başlayıp yarıda bıraktığım true beauty bu hafta final yapıyor. çerezlik olarak izlediğim için kendisi hakkında derin düşüncelerim yok ama izlerken eğleniyorum. okulda bully ve genel olarak şiddeti konu alan, görünüşü yüzünden dışlanan bir kızın makyajla kendini değiştirmesi başta saçma gelmişti ama izledikçe anlıyorsunuz. ikinci erkek sendromunu hayli yaşatan, yine 14. bölümünde saçmalayan, finalini merak ettiren ama pek de büyük şeyler ummadığım dizi. vakit geçirmek için ideal.
8/10
mr. sunshine (2018) - güney kore
camellia gibi üç ayda bitirdim kendisini. biraz ağır ve yavaş ilerleyen bir dizi (ilk 10 bölüm). 1900lerin başında japon işgaline karşı koymaya çalışan erdemliler ordusunda olan soylu kız (go ae-shin) ve zamanında kendi ülkesinde öldürülmek üzere kovalanırken amerika'ya kaçan choi eugene isimli yüzbaşının hikayesi. aslında bu dediğimden de fazlası çünkü mr. sunshine'ın her karakteri bir roman gibi ve herkes çok İYİ OYUNCU. gerçekten... dizinin muhteşem sinematografisi, oyuncu kadrosu, senaryosu, müzikleri ve sayamadığım her şeyi onu kaliteli bir yapım yapıyor. bence en büyük sorunu finali, ama ona da yapacak bir şey yok. izlemeye başlamadan önce bolca düşündüren izlemeye başlayınca bıraksam mı ya dedirten izledikçe oha nolur bitmesin dedirtiyor kendisi.
9/10
bridgerton (2020) - abd
sırf dönem dizisi diye başlayıp başta bu isteğimi karşılayan ama sonra iyice saçmalayan bir dizi. vakit geçirmek için bile izlemek istemeyeceğim türde olduğunu yarısına gelince anladım. wattpad klişe hikayelerini seviyorsanız hoşunuza gider ama benim beklentimi asla karşılamadı.
4/10
belgeseller
the minimalist, less is nowönceki belgesel filmini izlediyseniz bunu izlemenize pek gerek yok bence, çünkü farklı bir şey anlatmıyor. bu filmin konusu daha çok joshua ve ryan'ın geçmişine, yaşadıkları zorluklara değiniyor ve minimalizmin hayatlarını nasıl değiştirdiğinden bahsediyor. izledim, pişman mıyım değilim ama izlemesem de olurmuş çünkü ekstradan bir şey katmadı.
şehirden uzaktatrt belgesel'in son yıllarda çıkardığı işlere hayranım, şehirden uzakta da bunlardan biri. kıvanç kasabalı gittiği her kırsal alanda tüm işlere el atıyor, güldürüyor ve bence huzuru hissettiriyor. özellikle sinop bölümü favorim oldu, o deniz kıyısı neydi öyle! şehrin geriliminden bunaldıysanız, mutlaka izlemelisiniz.









0 Yorumlar