merhaba dostlar! şubat ayının son gününde, 28 günümü nasıl değerlendirdim, neler okuyup neler izledim ve genel olarak neleri hedefledim ve nasıl sonuçlandırdım, birlikte inceleyeceğiz. öncelikle şubat ayı kısa bir ay olmasına rağmen, benim için dizi ve kitap anlamında epey bereketli bir ay oldu. bunun en birincil sebebi, tabii ki okulumun tatil olmasıydı. fakat kendimde değiştirmeyi hedeflediğim 'haftalık' alışkanlıklar için, pek de verimli olamadım maalesef. kar yağdı, sevindim ve enerji doldum ama sonra yeniden eski karamsarlığıma döndüm. geleceğin belirsizliği ve hissettirdiği soğukluk, buram buram içime işledi. artık korona, karantina, maske vs. hiçbir şey duymak istemiyorum öylesine bunaldım. neyse, o zaman ilk kategoriyle başlayalım!


hedeflerim nelerdi? başardıklarım, başaramadıklarım


haftada en az 3 gün spor yapmak

geçen ay her gün spor yapamadığımı fark edince minimumda tuttum bu defa. geçen hafta bir gün bile yapmamamın dışında, yine de ay içerisinde sporu elimden geldiğince aksatmamaya çalıştım. ancak gelin görün ki, o ilk aylardaki motivasyonumun zerresi yok...

duolingo'da almanca seviyemi yükseltmek

ne zaman almanca çalışmaya niyet etsem hep savsaklıyorum. gerçekten elim hiç gitmedi, bir kez bile açıp bakmadım. utanmam lazım..

iki blog yazısı ve kurguma bölüm yazmak

bunlar başarabildiğim nadir şeylerden sanırım bu ay. şu an yazdığımla birlikte ayda iki tane olmuş oldu :) kurguysa, benim ergenlik zamanlarında kaydolduğum, ancak fangirllüğüm bitse bile kurgu yazma aşkım bitmediği için devam ettiğim bir hayran kurguyla alakalı. zaten yazdığım son kurgu olduğu için, keyif alarak devam ediyorum. 

kilo vermek

haha. buna sadece gülüyorum. bu konularda bilgim çoktur ama iş uygulamaya gelince sıfırım. ama abur cubur almıyorum artık gerçekten. yeme saatlerimi şu son bir haftada düzelttim, aferin bana.

3 aylar için okumalar yapmak

bu da niyet ettiğim ama bir türlü başaramadığım bir hedef oldu. kendime güzel kitaplar alıp, bir an önce bu mukaddes ayları değerlendirmeliyim. 

beş kitap okumak

hedefimi aştım!

kpss çalışmaya başlamak

her ne kadar geleceğimi tamamen memurluk üzerine kurmak istemesem de, işsiz kalma düşüncesi de korkutuyor. o nedenle vaktim oldukça kpss bakmaya başladım, ama gelin görün ki bir test bile matematik çözmeye katlanamıyorum :(



okuduklarım

kitap anlamında geçen aya oranla kendimi epey geliştirdim. bu ay, bir türlü bitmek bilmeyen kitabımı da tamamlayarak toplam 7 kitap okudum! sırf bitirmek için okuduğum yalnızca bir kitap oldu, onun dışındakileri keyif alarak, kendimi zorlamadan tamamladım. 



karanlıktan sonra - haruki murakami

ne zamandır okumak istediğim bir yazardı haruki murakami. sağda solda isminden övgüyle bahsedilmesi, sürekli pazarlama mantığıyla gözüme gözüme sokulmasına dayanamadım ve sonunda aldım bir tane. aslında çok inceleyerek aldığım bir kitap değildi karanlıktan sonra. ne yazık ki yazarın kitapları ülkemizde hayli pahalıya satıldığı için açık söylemek gerekirse ben ucuzunu seçtim. neyse, genel olarak kitabın yorumlamasına geçecek olursak ben aradığımı buldum ve çok sevdim. senaryo diliyle yazılmış olması, karakterleri bir film kamerasıymışım gibi izlememi sağladı ve bu hoşuma gitti. ayrıca her bölümde gecenin daha karanlığına ilerlemekte olan saat işaretleri, farklı farklı ancak birbiriyle bağlantılı insanların hayatlarının yalnızca birkaç saatine de olsa tanıklık etmemiz, kitabın tamamen bir geceye odaklanması, güzel yerleştirilen anlamlı diyaloglar ve dahası, bu kitabı bana sevdirdi. 


kendiyle dost olmak - wilhelm schmid

yazarın 'mutsuz olmak' ve 'sakin olmak' kitaplarını daha önceden okumuş ve sevmiştim. bu kitabında da kendimizi aşırı severek narsist olmaktan öte, kendimize bir dostumuza nasıl davranıyorsak öyle davranmamız gerektiğine dair güzel öğütler vermiş. öğüt dediğime de bakmayın, yazar bunu gözünüze sokarak yapmıyor, alttan alta mesaj veriyor. ayrıca kitap çok ince ve bir çırpıda okunacak kolaylıkta. ama benim hala en favori kitabım mutsuz olmak. onun yeri ayrıdır...

benlik, başka birisinin meselesi değil, benim birlikte yaşamam gereken bir şeydir, günün 24 saati, yılın 365 günü, son nefesime kadar. başka herkes benimle ilişkisinde bir mola verebilir, ben veremem. başka herkes, benim bir sorunum olduğunda “benim sorunum değil.” diyebilir. ben diyemem. benim içimde ve benimle ilgili olan her şey demektir benlik ve onu iyi de olsa kötü de olsa bana ait bir şey olarak görmem gerekir.


dikkat vücudunuz konuşuyor - ahmet şerif izgören

lisedeyken edebiyat hocamızın tavsiyesiyle konuşmalarını izlemiş, avucunuzdaki kelebek kitabını okuyup çok sevmiştim. bu kitabında da yazar konferanslarında da eğitimini verdiği, duruşumuza, el kol hareketlerimize göre nasıl mesajlar verdiğimizi anlatıyor. kitap çok önemli bilgileri içermesinin yanı sıra, farkında olmadan dışarıya nasıl izlenim bıraktığımızı ya da insanların mesajlarını nasıl yalnızca beden dillerine bakarak bile anlayabileceğimizi örneklerle açıklıyor. özellikle siyasetçilerin konuşma yaparken, birbirleri arasında üstünlük kurmaya çalışırken yaptıkları el hareketleri, duruşları, oturuşları vs. resimlerle açıklanıyor. benim için epey eğlenceli bir okuma oldu ve keyif alırken öğrendim. 


küçük prens - antonie de saint-exupery 

utanarak bu kitabı yeni okuduğumu sizlere belirtmiş oluyorum ama ne yapayım, o kadar popülerleşti ki bir anda elim okumaya hiç gitmedi. ben de bundan birkaç yıl önce filmini izleyip, 'hmm, iyiymiş ama niye bu kadar abartılıyor?' diye düşünmüştüm ve sonra daha ilgilenmedim. ama gelin görün ki dışarıya nasıl izlenim vermişsem, arkadaşlarım bana hediye alırken falan hep küçük prensli alıyor hehe. neyse, uzun lafın kısası, ben bu kitabı okudum ve gerçekten bayıldım.. anlatıldığı kadar var hatta ötesi. çok ince dokunuşlarla çok büyük şeyler anlatılıyor ve bunu hiç hissettirmeden, yüreğinize dokunacak sıcaklıkta yapıyor. fakat filmin kitapla bir ilgisi yok. olamaz yani! kitabı okurken, ben bunu izlemedim ki ama? diye dolandım ortalıkta. 


camdaki kız - gülseren budaycıoğlu 

youtube'da takip ettiğim, sevdiğim bir ismin önerisiyle aldığım bu kitap açıkçası beni hayal kırıklığına uğrattı. kırmızı oda ve masumlar apartmanıyla gündeme oturan psikiyatrist gülseren budaycıoğlu'nun kaleme aldığı, yine gerçek hikayelerden oluşan bu kitapta ana hikaye, evliyken bir ilişki yaşayıp sonrasında üçüncü bir ilişkiye yelken açacakken onu bırakmayan ikinci ilişkisini psikiyatriste getiren bir adamı ve o kadını anlatıyor. şaka gibi gerçekten. toplumda böyle kafada insanlar olması mide bulandırıcı. adam bir de yaptığını 'aşk' gibi kutsal bir şeye bağlayıp savunuyor, utanç bile duymuyor. ben okurken gerçekten gerildim ve maalesef o adam ne travma yaşarsa yaşasın yaptıklarına 'ayy yazık ne acılar çekmişsin' diyemedim. çünkü her acı çeken insan ileride böyle şeyler yapmıyor. insanların iradesi var ve adam bunu seçmiş. bir süre sonra içim öyle sıkıldı ki hızlı hızlı okudum, bitirdim. bir de yakın zamanda dizisinin çıkacağını öğrendim ama cidden gerek var mıydı? ülkede bu tarz olaylar gırla yaşanırken, neden hep insanların acıma duygusuna oynuyorsunuz ki. 


mürebbiye - stefan zweig

bu ay en sevdiğim kitap oldu kendisi. kısacık ama içi dolu turşucuk yani. kısa öykü derlemesi olan bu kitapta özellikle son iki öykü favorim oldu. okurken her satırında gözlerim doldu ve yazarın kalemini çok sevdiğim için uğraşmama gerek kalmadan gözlerimde canlandı her detay. 



yüzyıllık yalnızlık - gabriel garcia marquez

inanamıyorum kendime cidden. ben bu kitabı aylar önce yarım bırakmıştım. yine bir youtuber gazabına uğrayıp aldım ve soy ağacından tutun anlatılan hikayelere kadar hiçbir şey sarmadı. evet, ara ara 'aa ne ilginç' deyip okudum, hikayenin içine girdim ama akmadı asla. o isimler çorba oldu zihnimde ve ben artık bir süre sonra sadece bitirmek için okudum. tek iyi yanı, büyülü gerçeklikle yazıldığı için farklı ve masalsı bir anlatımının olmasıydı o kadar. ama 461 sayfayı da sırf bu özelliği için beğenemem.. bu kitabı bitirebildiğim için bir nobel de ben hak ediyorum, tşkler. 


izlediklerim

filmler





the white tiger (2021) - ramin bahrani 

aynı adlı kitaptan uyarlanan bir netflix filmi beyaz kaplan. başak kablan'ın önerisiyle kitabını okumak istiyordum uzun zamandır ama bir türlü alamamıştım, unuttum vs. sonunda filminin çıktığını görünce izledim ve bayıldım! alt kesimden bir adamın, zengin bir aileye şoförlük yapmasıyla başlayıp hindistan'ın adaletsiz ve yozlaşmış sosyal ortamında kaldığı ikilemler ve size 'acaba hangisi doğruydu?' sorusunu sorduracak seçimleriyle gerçekleşen, balram'ın deyimiyle 'bir girişimcilik hikayesi'. filmi bitirdiğinizde aklınızda bu seçimle ilgili pek çok soru işareti canlanacak ve kendinizi karakterin yerine koyup düşünmeye zorlayacaksınız. 


9/10 


animals on the loose: a you vs. wild movie (2021) - ben simms 

insanlar imdb'de neden bu kadar düşük oylamış anlamadığım, interaktif bir film. aslında film demek de ne kadar doğru olur bilemiyorum ama başka kategoriye de koyamadım. elektrik kaynağının zarar görmesiyle hayvanları koruyan ve kaçmalarını önleyen teller de etkisini kaybediyor ve aslan ve babun firar ediyor. size üç görev veriliyor, bunlar elektrik kaynağının olduğu vadiye gidip sorunu düzeltmek, aslanı ve babunu bulup kurtarmak. görevlerin sırasını belirlemek size kalmış ve her seçeneğiniz kaderinizi belirliyor. eğer zamanında elektrik kaynağını düzeltmezseniz daha fazla hayvan kaçabilir ve yaklaşmakta olan bir fırtına var, aslanı kurtarmazsanız civardaki insanlar tehlikeye girer, babun da falezlerin olduğu yerde ve o da yırtıcı hayvanlar yüzünden tehlikede. uzun lafın kısası benim epey eğlendiğim ancak her interaktif işte olduğu gibi birtakım tekniksel sorunları olan bir yapım olmuş. 


7/10


to all the boys: p.s. i still love you (2020) - michael fimognari 

ilk filmini izleyip ortalama bulduğum bu filmin aslında diğer filmlerini izleme niyetim yoktu ama baktım ki üçüncüsü de gelmiş, bari seriyi tamamlayayım diye izledim. ancak gelin görün ki ikinci film öyle durağandı ve o kadar hiçbir şey olmuyordu ki, bittiğinde 'ben ne izledim ya?' oldum. gerçekten tam bir geçiş filmi olmuş. sıfır olay. 


6/10 


death to 2020 (2020) - al campbell & alicia mathias 

aslında gayet güzel başlamıştı. 2020 yılının 'dünya çapında' getirdiği felaketlerden bahsediyordu, kara mizahı da dozunda ve başarılıydı. ama bir anda amerika'nın politikasına girdi ve bir daha da oradan çıkamadı. pek de relatable değildi yani. 


5/10


your lie in april (2016) - takehiko shinjo 

animesini izlemedim, filmi izleme nedenim de suzu hirose idi. ama rolünü o kadar sevmedim ve itici geldi ki zor bitirdim. müzikle ilgiliyseniz ve lise filmleri hoşunuza gidiyorsa tatlı, çerezlik bir film ama fazlası değil. 

5/10 


diziler



signal (2016) - güney kore

temposu başlarda pek hızlı olmayan, ancak ilerledikçe epey içine alan bir dizi signal. geçmişte, esrarengiz bir olayla kaybolmuş dedektif lee jae han ve günümüzde profil uzmanı olarak görev yapan park hae yong'un bir telsizle iletişim kurup, faili meçhul davaları çözmeye çalışmalarını ele alıyor. dokuzuncu bölümden sonra öyle bir sardı ki asla bırakamadım. lee jae han, bu dizide tartışmasız en sevdiğim karakter oldu. 


9/10


penthouse (2020) - güney kore

ilk üç bölümünü izlerken, 'bu ne ya?' dediğim, hatta bırakma kararı aldığım, kaosuna, entrikasına, abartılı oyunculuklarına katlanamadığım, ama ne hikmetse tam dördüncü bölümden sonra bana büyü yapan ve o entrikalardan zevk almamı sağlayan psikopat dizi. evet, çok fazla saçmalıklar var ama cidden izlettiriyor. şu an ikinci sezonu yayında ama ben bitmesini bekleyeceğim çünkü güncel izlerken her hafta yb bekleyemiyorum. 


8/10


vip (2019) - güney kore

vip müşteriler için kıyafet (?) organize eden bir şirkette karı koca olarak çalışırken, kadının kocasının kendisini aldattığına dair bilinmeyen bir numaradan mesaj almasıyla başlayan 'aldatılma' ve 'evlilik' gibi konuları işleyen, biraz durağan ama oyunculukları harika bir dizi. başrol adama ve pişkinliğine fazlaca sinirlendim ve gereksiz uzatılan gizem hoşuma gitmedi. onun dışında bu konuyu işleyen diziler arasında gayet başarılıydı. 


7/10


emily in paris (2020) - amerika 

herkes bu diziyi konuşurken popülaritesi canımı sıkmış ve izlememiştim. aslında epey iyi bir kararmış, bunu izleyince fark ettim. klişe, amerika ve avrupa farklılıkları, fransa'nın hep klişeleşmiş abartılı kültürel özelliklerine odaklanan, bir süre sonra ne olduğunu anlayamadığım pek de hoşuma gitmeyen bir dizi. izlemesem de gayet olurmuş.


5/10 


run on (2020) - güney kore

benim için bu ayın yıldızı, tartışmasız run on oldu. film çevirmenliği yapan bir kadınla milli atlet arasındaki ilişkiyi, kendini bulma serüvenini ve iki karakterin de farklı şekillerde birbirini iyileştirmesini anlatan bir dizi. ilgi alanlarıma fazlaca yönelik olduğu için izlerken çok keyif aldım ve durağanlığı bile hoşuma gitti. tek bir sahnesini bile atladığımı hatırlamıyorum. normalde shin se kyung'u pek sevmem ama dizide çok şekerdi. siwan için diyeceğim tek bir kelime bile yok, adam alık alık bakmasına rağmen çok karizmatik. seo dan ah ve öğrenci lee young hwa arasındaki ilişki de güzeldi. ikilinin atışıp sonra ağlayarak birbirilerine kavuşmaları çok tatlıydı. 


10/10 


she was pretty (2015) - güney kore

türkiye'de de 'seviyor sevmiyor' adıyla uyarlanan bu diziyi tek izleme sebebim, vakit geçirecek öylesine bir dizi aramamdı. başrolleri daha önce kill me heal me'de birlikte izlediğim için de şans vermek istedim. fakat başroldeki kadının o abartılı oyunculuğu hiç hoşuma gitmedi ya. cidden bir süre sonra kadına tokat atıp, kendine gel artık diyesim geldi. 2015 dizisi olduğu için de normal karşılıyorum tabii. o zamanlar bu modaydı. uzun lafın kısası, fazlasıyla klasik bir rom-com ve patron-çalışan aşkı. ayrıca ne olur artık park seo joon'u ceo yapmayın, yeter.


6/10


365 repeat the year (2020) - güney kore

beyin yakan dizi. ablamla birlikte izlemeye başladığımız ama benden önce bitirdiği için bana spoiler vererek mahvettiği dizim. ona rağmen cidden çok başarılıydı ve ağzım çoğu yerinde açık kaldı. ters köşeleri, aklınıza hayalinize gelmeyecek sebepler, olay örgüsü ve dahası... spoiler olmadan anlatabilmem pek mümkün olmadığından, eğer gizem ve fantastik türünü seviyorsanız mutlaka şans vermenizi tavsiye ettiğim bir dizi. on iki bölüm olması da diğer bir artısı.


9/10


my holo love (2020) - güney kore

başlamadan önce de böyle olacağını bildiğim ama yine de başladığım bir dizi. are you human too ya da i'm not a robot dizilerini izlediyseniz, bu dizinin de onlardan farkı yok. hatta o diziler bundan daha iyiydi. 


5/10


after life (2019) - ingiltere 

eşini kanserden kaybettikten sonra hayattan hiç zevk almayan gazete çalışanı tony'nin, sivri diliyle etrafına ateş açması, köpeği sayesinde hayata tutunurken arkadaşlarının desteğini fark edememesini anlatıyor. ama bunu öyle yapıyor ki, bu trajediyi izlerken gülüyorsunuz. kara mizah çok başarılı kullanılmış ve bölümler kısa olsa da her türlü duyguyu hissedebiliyorsunuz. şu an ikinci sezonuna devam ediyorum ve kesinlikle öneririm. 


8/10



youtube



kendisini keşfedeli çok olmadı aslında ama iki videosuyla bile kaliteli olduğunu söyleyebilirim. diş hekimliği okuyan, hayatından kesitler ve kendi deneyimlerini paylaşan başarılı bir kadın kendisi. ayrıca ses tonu da çok güzel, söylemeden geçemeyeceğim :)




uzun zamandır takip ettiğim, ortodontist hatice kübra demirtaş, huzur verici vloglar çekiyor ve hayata dair babasıyla, kardeşleriyle sohbetler yapıp paylaşıyor. bana fazlasıyla şey kattığı için, sizinle de paylaşmak istedim. 





ordu'da yaşayan isviçre doğumlu dilara'nın vlogları sıcacık ve bizden. onu izlerken keyif alıyorum ve her düşüncesine katılmasam da kendime yakın buluyorum. bu ay da en çok izlediklerimden biri oldu. 




dinlediklerim




drivers licence - olivia rodrigo 
back to the sky - olafur arnalds, jfdr
gravity - tiggs
chewing cotton wool - the japanese house
courage to change - sia
chantey - akmu 
daddy issues (remix) - the neighbourhood
i will forget you - jeong cha sik 
the road - kim yuna
indelebile - yseult 





listelerimizin sonuna gelmiş bulunurken bu ay hiç belgesel izleyemediğimi üzülerek itiraf etmek istiyorum. benim için verimli ve dolu dolu bir ay olsa da araya bir belgesel sıkıştıramadım. tek izlediğim önceden de izlemiş olduğum 'bal ülkesi' idi. onu da zaten mutlaka duymuşsunuzdur, hala izlemediyseniz mutlaka şans verin. 

bu listeleri hazırlamak, bana geri dönüp bakma şansı veriyor ve gelecek ay için daha fazla hazırlık yapma isteği doğuruyor. umarım yapmaya devam edebilirim. görüş ve önerileriniz için yorum kutum daima açık. benimle paylaşmaktan çekinmeyin! :) görüşmek üzere ~